DENİZ SUYUNDAN TATLI SU ELDESİNİN TEKNİK ANALİZİ

  1. GİRİŞ

Günümüzün sanayileşmiş ülkeleri yetersiz su rezervlerine rağmen içme suyu ihtiyaçlarını rahat karşılamaktadırlar. Buna karşın dünya nüfusunun hemen hemen %25’i ciddi boyutlarda içme suyu sıkıntısı çekmektedir. Aynı zamanda bu bölgelerde kullanılan içme suları hijyenik şartlardan yoksundur. Dünya üzerindeki su potansiyelinin yalnızca %0.5’i içilebilecek nitelikte olup, %97’si deniz suyu, %2.5’i ise tuz içermesinden dolayı tuzlu yer altı suyu olarak sınıflandırılmaktadır.

Söz konusu tuzlu sular içilebilecek nitelikte suya dönüştürülürse su temini açısından sınırsız bir potansiyel elde edileceği açıktır. 1996 yılı itibariyle dünya üzerindeki tuz giderme tesislerinin toplam kapasitesi günlük 17.5 milyon m3’tür. Şekil 1’de dünyada en yüksek kapasiteyle deniz suyundan tuz gidererek tatlı su elde eden on ülke görülmektedir. Türkiye ise yaklaşık 3600 m3/gün kapasite ile bu ülkelerin çok gerisinde kalmaktadır (World’s Water Org., 1996).

deniz-suyu-ters-ozmoz-literatur-1

Şekil 1:

 

Tuz giderme kapasitesi en yüksek on ülke (World’s Water Org.,1996).

  1. TEORİK TEMEL

2.1. Deniz Suyu Özellikleri ve İçme Suyu Kalitesi Bakımından Tuzlu Su

 

İçme suyu temini dünyanın giderek büyüyen bir sorunu olup, su sıkıntısının giderilmesinde kulla-nılan çeşitli yollar mevcuttur. Bunlar; tutumlu ve ölçülü bir su sarfiyatı, yağmur sularının biriktirilip kulla-nıma sunulması, su fazlası olan bölgelerden su kıtlığı çekilen bölgelere su naklinin sağlanması, deniz suyu veya az tuzlu yer altı sularının tuzlarının çeşitli metotlarla giderilmesi olarak sayılabilir. Gerek yaşamın ve gerekse kalkınmanın vazgeçilmez bir girdisi olan suyun kirletilmesinin ve gereksiz sarfiyatının önüne ge-çilmesi şarttır. Ülkelere göre yıllık sektörel su kullanımı Tablo I’de gösterilmektedir.

 

Eski çağ denizlerinden ve yağmurlarından oluştuğu belirtilen fosil su rezervlerinin çıkarılarak dün-ya üzerinde yaşanan su sıkıntısına çözüm getirme fikri ise henüz bir tartışma ve araştırma konusudur. Magmaya çok yakın bölgelerdeki bu rezervlerin yüksek mineral içeriğinden dolayı, bu suların içilebilir hale getirilmesi için yüksek maliyetli tekniklere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu durum ise fosil su rezervlerinin cazibesini azaltmaktadır. Buz dağlarının yük gemileri ile kutup bölgelerinden kurak bölgelere taşınması yoluyla su temini ise taşıma maliyetleri nedeniyle günümüzde olabilir görünmemektedir. Deniz suyundan tatlı su elde edilmesi yüksek maliyetlere ihtiyaç duyduğu için, kullanılacak tekniğin fizibilite etüdünün ayrıntılı olarak yapılması gereklidir.

 

Dünya üzerindeki denizlerin tuzluluk içerikleri Tablo II’de verilmiş olup tuz oranlarının % 0.7-%4.3 arasında değiştiği görülmektedir. Denizden denize tuz içeriği büyük ölçüde farklılıklar gösterir. De-nizlere olan tatlı su akışına bağlı olarak tuz içeriği yüksek yada az olabilmektedir. Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz’e göre daha az tuzlu bir denizdir. Bu, düşük tuzluluk oranlarında, Karadeniz’e dökülen Tuna, Bug, Dinyester, Dinyeper, Don, Kızılırmak gibi büyük akarsuların önemli payı vardır. İstanbul ve Çanakkale boğazları aracılığıyla Karadeniz ile Ege Denizi arasında su alışverişi sağlayan Marmara Deni-zi’nin yüzey suları Ege ve Akdeniz’e göre daha az Karadeniz’e göre ise daha tuzludur. 15-20 m derinlikte yüzey katmanında %2.2 olan tuzluluk oranı, 30 m’de %3.7’ye, 150 m’de ise %3.85’e ulaşmaktadır.

 

 

Tablo I. Ülkelere göre yıllık sektörel su kullanımı (World’s Water Org.,1996).

 

Toplam Su Evsel Endüstriyel Tarımsal Evsel Endüstriyel Tarımsal
Sarfiyatı Kullanım Kullanım Kullanım Kullanım Kullanım Kullanım
Ülkeler Yıl (km3/yıl) (%) (%) (%) (m3/kişi/yıl) (m3/kişi/yıl) (m3/kişi/yıl)
ABD 1995 469.00 12 46 42 203 777 709
Japonya 1990 90.80 17 33 50 122 237 359
Türkiye 1992 31.60 16 11 73 77 53 346
Avusturya 1991 2.52 19 73 8 58 222 24
Belçika 1990 9.00 11 85 4 97 746 35
Danimarka 1990 1.20 30 27 43 68 61 98
Fransa 1994 34.88 16 69 15 94 407 89
Almanya 1990 58.85 14 68 18 100 484 128
Yunanistan 1990 6.00 8 29 63 45 164 357
İtalya 1990 56.20 14 27 59 138 265 580
Hollanda 1991 7.80 5 61 34 25 300 167
İspanya 1994 33.30 12 26 62 100 218 519
İsveç 1994 2.96 36 55 9 120 183 30
İsviçre 1994 2.60 23 73 4 81 256 14
İngiltere 1994 11.75 20 77 3 40 155 6
Rusya 1994 77.10 19 61 20 100 327 105
Kanada 1990 43.89 11 80 9 157 1144 114
Çin 1980 460.00 6 7 87 22 25 314
Brezilya 1990 36.47 43 17 40 93 37 86
Birleşik Arap Emirliği 1995 2.11 24 9 67 207 78 578

 

Ege Denizi’nin Karadeniz ve Marmara’dan daha tuzlu olmasının nedeni, Karadeniz ve Marma-ra’dan gelen yüzey sularının Ege Denizi’nde saatte 2 km’yi aşan bir üst akıntı oluşturmasıdır. Bu üst akıntı Yunanistan kıyılarını izleyerek güneyde Akdeniz’e ulaşır.

 

Tablo II. Dünya üzerindeki çeşitli denizlerin tuzluluk oranları (Janisch, 1994).

 

Denizler Tuz Konsantrasyonu ( o oo )
Standart deniz suyu 35
Baltık denizi 7
Hazar denizi 13
Pasifik okyanusu 34
Atlantik okyanusu 36
Kızıldeniz 43
Basra Körfezi 43
Karadeniz 18
Marmara denizi 22
Ege denizi 38
Akdeniz 43

Tuzluluk oranı genelde %3.8 olan Ege Denizi’nin batı kesimindeki suların daha az tuzlu olmasının nedeni budur. Akdeniz, kavurucu yaz günlerinde buharlaşma ile yitirdiği suyun pek azını akarsu ve yağış-larla geri alabildiği için denizin tuzluluğu giderek artmaktadır. Deniz suyunun bileşenleri Şekil 2’de açık olarak ifade edilmektedir.

deniz-suyu-ters-ozmoz-literatur-2

Şekil 2:

 

Deniz suyunun kimyasal bileşenleri (Künzel, 1989).

 

Deniz suyu normalde doğada mevcut bulunan bütün elementleri içermektedir. Denizlerde organik ve inorganik olarak bulunan bu bileşenler, deniz suyunun tuzunu gideren sistemlerde birçok probleme se-bebiyet vermektedir (Janisch, 1994). Bu sistemlerde zamanla oluşan yosun tabakalarının yanı sıra, yine bu sistemlerin iç çeperlerinde meydana gelen tortu halindeki kabuklaşma başlıca problemlerdir. Sistem içinde artan sıcaklık, tuzun çözünme kabiliyetini azaltır ve bu durum çökelmeye yol açar (Künzel, 1989). Çökel-me oluşumunun yüksek sıcaklıklarda meydana gelmesi sebebiyle çalışma sıcaklığının en fazla 120°C’da tutulması çökelme oluşumunu engelleme açısından faydalıdır.

 

Mantar, bakteri ya da yosun oluşumunun önlenmesi için bakır tuzunun yada başka bir deyişle hipokloritin (NaOCl) kullanılması şarttır. Basit buharlaştırıcılı damıtma sistemlerinde düzenli bir tuz alış-verişi çok önemlidir. Özellikle ters ozmoz sistemlerinde, tesiste oluşabilecek problemlerin ortadan kaldırı-labilmesi için bir ön işlem mutlaka gereklidir. İşlenmemiş suyun kimyasal ön hazırlığından vazgeçilmesi halinde istenilmeyen oluşumların filtrasyonu için kum-kuars ve aktif kömür filtresi kullanılmalıdır (Künzel, 1989).

 

  • Deniz Suyunun Özellikleri

 

  • Deniz Suyunun Tuzluluğu

 

Deniz suyunun tuzluluğunu oluşturan belli başlı erimiş tuzlar sırasıyla klor, sodyum, sülfatlar, magnezyum, kalsiyum, potasyum bikarbonat ve bromdur. Bilinen tüm elementler deniz suyunda mevcut-tur. İçindeki brom ve iyotların klor ile değiştirildiği 1 kg sudaki toplam klor, iyot ve bromun gram olarak miktarına tuzluluk denir ve aşağıdaki formülle hesaplanır.

 

S = 0.03 + 1.805 Cl

 

S       : tuzluluk oranı (%)

 

Cl-   : klor miktarı (gr)

 

Son zamanlarda daha pratik ve güvenilir olduğu için tuzluluk tayini elektriksel iletkenlik ölçümle-riyle yapılmaktadır. Tuzluluk denizlerde genel olarak derinlikle artar. Bu artış miktarı büyük değildir. Ya-zın ise buharlaşma nedeniyle tuzluluk artışı yüzeye doğrudur. Okyanuslarda tuzluluk %3.4 – %3.8 arasın-dadır. Tuzluluğun derinliğe göre diğer kısımlara nazaran daha hızlı değiştiği bölgeye haloklin tabakası denir.

 

2.2.2. Deniz Suyunun Sıcaklığı

 

Deniz yüzeyinde ve yüzeye yakın bölgelerde su sıcaklığı hem mevsimlik hem de günlük değişim gösterir. Su derinliğinin az olduğu kıyı kesimleri dışında, deniz tabanına yakın bölgelerde su sıcaklığı ö-nemli bir değişiklik göstermez. Suyun yüzeyi ile deniz tabanı arasında sıcaklığın derinliğe göre diğer kı-sımlara nazaran çok daha hızlı değiştiği bölgeye termoklin tabaka denir. Termoklin bölgesinin üzerinde yer alan su tabakasının sıcaklığı yazın dipteki tabakanın sıcaklığından daha fazladır. Kış mevsiminde ise yazla-ra göre zıt bir durum gözlenir. Denizlerde üç çeşit termoklin bulunur. Birincisi daimidir ve oldukça derin-lerde oluşur. İkincisi mevsimliktir, ilkbaharda oluşur ve sonbahar sonunda ortadan kalkar. Üçüncüsü ise günlüktür, sabah oluşup akşam ortadan kalkar.

 

2.2.3. Deniz Suyunun Yoğunluğu

 

Yoğunluk, deniz suyunda tabakalaşmaya ve akıntıların oluşmasına etki eden önemli bir faktördür. Denize genellikle dipten deşarj edilen atık suların yoğunluğu deniz suyuna göre daha düşük olduğundan yüzeye doğru yükselir ve deniz suyu ile karışarak seyrelirler. Bu arada mevcut tabakalaşmaya göre yüzeye çıkarlar yada belli bir derinlikte kalırlar. Deniz suyunun yoğunluğu; basınca, derinliğe, tuzluluğa ve su sıcaklığına bağlı olarak değişiklik gösterir ve 4°C’deki yoğunluğu 1000 kg/m3 olan saf sudan fazladır. Yo-ğunluk, tuzluluk ve sıcaklık değişimlerine bağlı olarak derinlikle değişir. Genellikle az yoğun bir üst taba-ka ve tabanda yoğun bir alt tabaka mevcuttur. Bu iki tabaka arasında yoğunluğun derinliğe göre hızla de-ğiştiği pinoklin tabaka yeralır.

 

2.3. Deniz Suyundan İçme ve Kullanma Suyu Elde Etme Teknikleri

 

Tüm doğal sular belli konsantrasyon oranlarında özünmüş tuz içerirler. Doğal sulara ek olarak en-düstri de doğrudan kullanıma uygun olmayan tuzlu su üretir. İçerdikleri toplam çözünmüş madde konsant-rasyonuna (TÇM) bağlı olarak sular sınıflandırılmaktadır. Buna göre; TÇM<1000 mg/l ise tatlı su, TÇM≈1000- 35000 mg/l ise acı su (yer altı suyu), TÇM≈35000 mg/l ise deniz suyu olarak adlandırılır. De-niz suyunun tuzunu gideren yöntemler Şekil 3’de sınıflandırılmıştır.

 

2.3.1. Termik Yöntemler

 

Deniz suyunun tuzunu giderme yöntemlerinde, günümüzde buharlaştırıcılı termik metotların çok büyük bir yeri ve önemi vardır. Bu yöntem üretilen suyun çok temiz ve kaliteli olmasını sağladığı gibi, tesisin tam otomatik ve durmadan işletilerek büyük miktarlarda taleplerin karşılanmasını mümkün kılmak-tadır. Buharlaştırıcılı damıtma tesislerinin büyüklüklerine göre günlük tatlı su üretimi 5000-50000 m3 ola-rak değişmektedir. Bunun yanı sıra tatlı su üretilirken 50-500 gr/m3 tuz üretimi de yapılabilmektedir. Bu özelliği, termik yollarla deniz suyundan içme ve kullanma suyu üretim teknolojisini, denizlere kıyısı olan veya su sıkıntısı çeken bölgeler için vazgeçilmez kılmaktadır. Üretilmiş olan tatlı su kondensatı ve tuzlu su konsantrasyonu sıcaklıklarının, sisteme giren henüz işlenmemiş ham deniz suyunun, ön ısıtılması işlemin-de kullanılması, ayrıca çok kademeli bir sistem olması sonucu ısıl verimin yüksekliği, “Brüde Kompresyo-nunun” bu sistem içinde mevcut bulunması, aynı zamanda ısıl enerjinin mevcut yapı içerisinde minimum kayıpla barındırılabilmesi olanağı, termik yollarla tatlı su üreten tesisleri enerji tasarrufu sağlama konusun-da üstün duruma getirmektedir.

deniz-suyu-ters-ozmoz-literatur-3

 

Şekil 3:

 

Tuz giderme yöntemleri.

 

Deniz suyundaki yüksek tuz içeriğinden dolayı meydana gelebilecek korozyon tehlikesi ve sistem içinde yoğuşturucu/buharlaştırıcı vazifesi gören boru demetlerinin iç çeperlerinde oluşabilecek tortulaşma (kabuklaşma) çok kademeli sabit entalpi buharlaştırıcıları yöntemi ile en aza indirilebilir yada tamamen ortadan kaldırılabilir.

 

Dik borulu damıtıcıların (VTE: vertical tube evaporation) Brüde Kompresyonu ile kullanılması, te-sislerde yer sarfiyatının azalmasına ve kompakt bir yapı sağlanmasına imkan tanımaktadır.

İşletme şartlarının ve tesis boyutlarının tayininde, tortulaşma oluşumu meydana gelmeden damıt-ma, göz önünde bulundurulması gereken önemli bir noktadır. Deniz suyunun tortulaşmasına sebep olan maddeler genel itibariyle alkalik magnezyum hidroksit ve kalsiyum karbonattır. Bu bileşikler deniz suyun-da 70-90°C arasında reaksiyona girip tortulaşmaya neden olmaktadır. Yine deniz suyunun bileşenlerinden olan kalsiyum sülfat, alçı taşı (gips) oluşumuna yol açmaktadır. Bu bileşiklerin çözünürlüğünü zorlaştır-mak ve tortulaşmaya engel olmak için deniz suyunu demir klorid, polifosfat ve kükürt gibi kimyasal mad-delerle ön işleme sokmak gerekmektedir. Bu ön işlem vasıtasıyla deniz suyu 120°C’a kadar tortulaşma oluşumu tehlikesi olmaksızın ısıtılabilmektedir. Sonuç olarak, tesisin işletme sıcaklığı, tortulaşmaya neden olan bileşenlerin çözünürlük doyma sıcaklığının altında olmalıdır.

 

2.3.2. Ters Ozmoz Yöntemi

 

Ozmoz terimi, çözelti halindeki bir sıvının kendiliğinden yarı geçirgen bir zardan geçmesi olayını tanımlar (Şekil 4.a). Bu yolla farklı konsantrasyonlara sahip iki çözelti çözüldüğü sıvıdan ayrılır. Bu yarı geçirgen membranlar çok ince bir materyalden oluşmaktadır. İdeal şartlarda bu membran, çözeltiyi inorga-nik ve organik maddelerden, kolloitlerden, bakterilerden, istenmeyen moleküllerden ve ayrıca iyonlarından ayırarak saf çözelti haline getirir. Çözelti akışı daima seyreltilmiş saf çözeltiye doğru gerçekleşmektedir. Bu akış ozmotik basıncın dengelendiği ana kadar sürmektedir. Bu an çözelti akışının membranın iki yö-nünde de gerçekleştiği zaman dilimidir. Bu olayda seyrelmeye ulaşma isteği ile, konsantre çözeltide mey-dana gelen hacim artmasının yol açtığı hidrostatik yüksek basınç arasında dinamik bir denge söz konusu-dur. Bu hidrostatik yüksek basınç çeşitli konsantrasyonlara sahip çözeltiler arasındaki ozmotik basınç far-kına eşittir. Ozmotik basınç iki çözelti arasındaki konsantrasyon farkına bağlıdır. (Marquardt, 1988).

deniz-suyu-ters-ozmoz-literatur-4

 

Ters ozmozda, tıpkı ozmoz olayındaki gibi farklı konsantrasyonlara sahip iki çözelti, yarı geçirgen bir membranla ayrılmıştır. Konsantre çözelti tarafına dışarıdan ozmotik basınçtan daha yüksek bir basınç uygulanırsa olay tersine döner ve bu duruma ters ozmoz denir (Şekil 4.b). Bu durumda sıvı, çözelti kon-santrasyonunun yüksek olduğu taraftan membran içinden geçerek alçak olan tarafa doğru akar. Membran içinden geçen bu çözeltiye permead adı verilir. Basınç uygulanan taraftaki çözünmüş maddeler belli bir maksimum değere kadar yükselir. Meydana gelen yüksek konsantrasyonlu bu çözeltiye konsentrat adı veri-lir.

 

2.3.3. Ters Ozmozun Kullanımı

 

Ters ozmoz yöntemi, gelişen teknoloji ile tuz giderme işleminin yanısıra her türlü arıtma alanında kolaylıkla kullanılabilecek bir yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. Düşük kapasiteli sistemlerde ters ozmoz yönteminin diğer tuz arıtma yöntemleriyle karşılaştırıldığında (iyon değişimi, elektrodiyaliz) daha ekonomik bir yöntem olduğu literatür araştırmasından görülmektedir (Billet, 1981). Sadece tuz arıtımında değil ayrıca organik maddelerin ayrıştırılmasında, belli katyon ve anyon oranlarının ayarlanmasında ayrı-calıklı bir teknolojiye sahiptir. Ters ozmoz yöntemi, sahip olduğu, kesiksiz ve otomatik işletme olanağı, faz ve sıcaklık değişimlerinden az etkilenen düşük enerji kullanımı, boyut sınırlanmasının olmayışı, modüler tasarımın yapılabilmesi, kimyasal katkı ihtiyacının olmayışı, ilk yatırım maliyetinin düşük oluşu gibi avan-tajları nedeniyle geniş bir kullanım alanına hitap eder. Bu kullanım alanları :

 

1- İçme suyu;

 

Ters ozmoz yöntemiyle, işlenmemiş suyun toplam tuz miktarı, karbonat sertliği ve toplam sertliği, sülfat ve nitrat miktarı ile düşürülür. Çözülmemiş suda su içerisinde bulunan yabancı maddeler ve bakteri-ler vb. bu yöntemle ayrıştırılır.

 

2- İşletme suyu;

 

Endüstride ters ozmozun çok geniş bir kullanım alanı vardır. Soğutma suyu ve kazan besleme suyu hazırlanmasında, elektronik parçaların fabrikasyonunda gerekli saf suların işlenmesinde ayrıca gıda, koz-metik, ilaç ve kimya endüstrilerinde kullanılır. Atık su arıtma tesislerinde, ağır metallerin ayrıştırılması maksadıyla ters ozmoz son basamak olarak kullanılır. Çözeltiler ters ozmoz ile konsantre edilebilir. Böyle-ce prosesi besleyen değerli madde ve kimyasallar geri kazanılmış olur. Ayrıca, tıp alanında, hemodiyaliz için gereksinim duyulan su ters ozmoz vasıtasıyla hazırlanır ve bu su tuzların atılmasında kullanılır. Burada önemli olan membranın mikrop ve bakteri tutma özelliğidir.

 

3- Deniz suyu veya acı suyun tuzdan arındırılması

 

Deniz suyu ters ozmoz yöntemi ile ekonomik olarak tuzundan arındırılabilir. Tuz oranı ve suyun bileşimi membranların fiziksel ve kimyasal dayanıklılığında önemli rol oynamaktadır. Yüksek tuz oranı ve bunun yol açtığı yüksek ozmotik basınç değerinin, acı su ve deniz suyunda ters ozmozun kullanılabilmesi için 30-80 bar civarında olması gerekmekte ve dolayısıyla maliyet artmaktadır. Modüllerin ve diğer tesis parçalarının yapısal olarak belli şartlar taşıması zorunluluğu vardır. Bu yöntemin herhangi bir engele uğ-ramadan kullanılabilmesi için acı suyun veya deniz suyunun ön işleme tabi tutulması şarttır. Ön işlem; membran çeşidi, modül sistemi ve işlenecek suyun bileşimi göz önünde bulundurularak yapılmalıdır. Membranı tıkayan ve zarar veren maddeler tesis çalışma verimini düşürür, membran yapısını ve materyali-ni bozar. Sonuç olarak permeadda yüksek tuz miktarı oluşur (Marquardt, 1988).

 

 

Ön İşlem Basamakları

 

Ön işlem ile ulaşılacak neticeler şunlardır:

 

  • pH değeri, membran malzemesinin dayanıklılığına bağlı olarak tercihen 5-7 asidik karaktere ayarlanır.
  • Süspanse olmuş partiküller ve organik içerik ön temizleme ile ayrılır. Böylece membran üzerin-de kir oluşumu engellenir.
  • Su sıcaklığı 24-27°C’a ayarlanır.

 

  • Metalhidroksit ve metaloksithidratın yaratabileceği tortulaşma tehlikesi ön işlem ile önlenir.

 

  • Doyma konsantrasyonu aşıldığı taktirde karşılaşılabilecek tortu oluşumu engellenir.

 

  • Mikroorganizmaların membran üzerinde oluşturabileceği kirlenme önlenir.

 

deniz-suyu-ters-ozmoz-literatur-5

Şekil 5:

 

Ters ozmoz tesislerindeki ön temizleme sistemleri.

 

Şekil 5’de ters ozmoz tesislerindeki kullanılan ön temizleme sistemi şematik olarak gösterilmiştir. Ön temizleme işlemi sırasında işlenecek su içerisinde süspanse olmuş ve çözülmüş organik ve inorganik maddeler ayrıştırılır. Ardından bakteri oluşumunu önlemek için havalandırma işlemi gerçekleştirilir. Bu işlemde fosfat ve asit dozajlamasının yanısıra dezenfekte edici madde kullanımı ve sertlik azaltıcı iyon değiştirme işlemleri gerçekleştirilir. Bu işlemler ile membranı bloke eden unsurlar ortadan kaldırılmış olur.

 

Membranlar sistem içindeki esas ayırıcı birimdir. Amaca göre hazırlanmış membranlar çeşitli mo-dül sistemleri ile birleştirilerek işlenecek suya en uygun sistem kurulmuş olur. Membranlar genelde şu biçimlere sahiptirler.

 

  • Düz yada tabaka biçimli membranlar

 

  • Spiral biçimli membranlar

 

  • Boru biçimli membranlar

 

  • Boş elyaf membranları

 

  • Hortum membranları

 

Bunların dışında asimetrik ve kompozit membranlarda mevcuttur. Günümüzde tesislerde kullanı-lan membranların teknik açıdan geliştirilmelerine devam edilmektedir. Su hazırlanmasında teknik ölçülere göre en çok kullanılan membranlar selülozasetat ve poliamid bazlı kompozit membranlardır. Destek taba-kaları genelde süngerimsi polisüflon ve polipropilendir (Marquardt, 1988). Membran şekli ve modül seçi-minde dikkat edilmesi gereken unsurlar şunlardır:

 

  • Membran yüzeyini yüksek basınca göre desteklemek

 

  • Olabildiğince büyük membran yüzeyini küçük birimlerde toplamak

Membranın kondensat tarafında kalmış yüzeyindeki çözünmüş maddeleri yok etmek ve membran üzerindeki akışın düzenli olmasını sağlamak.